USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

MAHREMİYETİ YİTİRMEK MAHRUMİYETTİR: Ailede Mahremiyet ve İffet

11-10-2021

Mahremiyet, “Haram” kelimesinden gelir ve “haram olma hali” demektir. Haram olan şey için “Mahrem” kelimesi de kullanılır. Yasaklılık haline ise “Mahremiyet” denir.

Mahremiyetle ilişkili kavramların başında iffet gelmektedir. Hz. Peygamber (sav) duasında bu erdemli davranışı Rabbimizden istemiştir. Efendimiz (sav) şöyle dua etmiştir:

“Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir 72.)

İffet konusunda kadın ve erkek arasında sorumluluk bakımından herhangi bir farklılık söz konusu değildir. Kadın ve erkeğin münasebetleri bakımından iffet mefhumunu iyi bir şekilde idrak ve analiz etmemiz gerekmektedir. Hayatın akışı içerisinde çeşitli zaman ve mekânlarda bir arada bulunabilen ve aralarında nikâh ilişkisi söz konusu olan bireyler/mü’minler, İslâm’ın bu konudaki hassasiyetlerine riayet etmelidirler. Nur Suresi’nin 30 ve 31. âyetlerinde Yüce Mevlamız bu konuda bizlere riayet etmemiz şu talimatları sıralamıştır:

“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…”

Âyet-i kerimelerden anlaşıldığı kadarıyla iffet ve dolayısıyla mahremiyet konusunda insanın en fazla dikkat etmesi gereken değeri gözüdür. İnsanın dünya ile irtibatını sağlayan bu nimeti, rıza-yı ilâhîye uygun işlere ve ortamlara yönlendirmemiz dünya ve ahiret mutluluğu açısından önem arz etmektedir. Hemen akabinde dile getirilen “Namuslarını korusunlar” emri de iffet ve mahremiyet konularında bize yol gösteren bir başka husustur. Namusu korumak, nikâhsız ilişkilere kapı aralayan söz, ortam ve davranışlardan uzak durmasını gerektiren bir süreci ifade etmektedir. Sözün en güzelini söylemeyi bize emreden, kadın ve erkeğin konuşmalarında her iki tarafı yanlış anlamalara sevk edecek tavır ve sözlerden uzak durmayı telkin eden ve kişinin namusunu zedeleyecek ortamlara kapı açmayı yasaklayan dinimiz bu emir ve yasaklarıyla iffet ve mahremiyet konusunda son derece canlı ve dikkatli bir bilince sahip olmamızı bizden istemiştir.

Ahzab Suresinin 32 ve 33. Âyet-i kerimelerinde Yüce Rabbimiz, Peygamberimizin eşlerine/annelerimize şu şekilde seslenmektedir:

“Ey Peygamberin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin. Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekâı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! (ehl-i beyt) Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.”

İffet âbidesi Hz. Âişe annemize atılan zina iftirası ve bu sürecin sonunda onun suçsuz olduğunu belirten âyet-i kerimelerin nâzil olması iffet kahramanlarını Allah Teâlâ’nın yalnız bırakmayacağı ve iffetli insanlara iftira atanların eninde sonunda cezalarını bulacakları hakikatlerini bizlere öğretmiştir. (Nur 11-20)

İffeti ve mahremiyeti zedeleyen bir başka husus da iffet ve mahremiyet anlayışına uymayan, sözlerin sarf edilmesidir. Günah bir fiili işlemek veya günah olan bir söylemi söylemek ne kadar iffetsizce bir durum ise günah olan eylemleri ve söylemleri anlatmak bu halden daha iffetsiz bir durumdur. İmam Buhari’nin Sahih’inde naklettiği şu hadis-i şerif, bu konuda çok dikkat çekicidir:

“İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp: Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım”, demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.” (Buhari, Edep 60.)

İffet ve mahremiyet kavramlarını yerle bir eden en tehlikeli yol ise şüphesiz zina fiilidir. K. Kerim’de, Rabbimiz, “Çok çirkin bir iş” olarak nitelediği zina fiilinden kadın-erkek herkesin uzak durmasını istemiştir. Zina fiilini işlemek değil zinaya giden yolları kapatarak bu çirkin fiile kapı aralanması dahi yasaklanmıştır:

“Zinaya yaklaşmayın, çünkü o çok kötü (çirkin) bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsra 17/32.)

AİLEDE İFFET ve MAHREMİYET

Ailede iffet ve mahremiyet bilinci nikâh bağı sayesinde tesis edilir. Hz. Aişe’nin naklettiği hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber (sav) “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çoğunluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin evlenme gücü bulunmayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için (harama karşı) bir kalkandır.” (İbn Mace, Nikâh, 1/1919) buyurarak nikâhı terk etmeyi ve nikâhsız ilişkileri reddettiğini açıkça dile getirmiştir.

Ailede iffet ve mahremiyet konusunda hassas olabilmek aile bireylerinin birbirlerini sevmeleri ve birbirlerine saygı duymaları ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca kadın ve erkeğin aile içerisinde roller, görevler, sorumluluklar ve haklara riayet etme gayretleriyle iffet mahremiyet bilincini ailede tesis etmeleri arasında da yakın bir bağ vardır. Rabbimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur:    

“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde birtakım iyi davranışa dayalı hakları vardır.” (Bakara 2/228.)  

Ailede iffet ve mahremiyeti tesis edebilmek bireylerin dokunulmaz haklarına saldırıdan uzak durulmalıdır. Söz gelimi aile bireyleri birbirlerinin gıyaplarında hoşlarına gitmeyecek sözlerden sakınmalıdırlar. Aile bireyleri şu âyet-i kerimeyi zihinlerinden ve gönüllerinden asla çıkarmamalıdırlar:  

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat 49/12.)

Ailede iffet ve mahremiyet sınırlarına riayet edebilmek için evlere izinsiz ve ailenin müsait olmadığı durumlarda girilmemelidir. Nur Suresi’nin 27 ve 28. âyet-i kerimeleri bu hususta bizleri açıkça uyarmıştır:

“Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde bunu düşünüp anlarsınız.”

“Orada kimse bulamazsanız size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size ‘geri dönün’ denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah yaptığınızı bilir.” (Nur, 24/27-28.)

Rabbimiz, dışardan aileye yönelebilecek iffet ve mahremiyet sınırlarına aşan bu davranışı yasakladıktan sonra aile içerisindeki fertlerin de iffet ve mahremiyet konusunda son derece dikkatli olmalarını emretmiştir. Bu konuda Nur Suresi’nin 58. âyet-i kerimesi aile fertlerinin psikolojik ve kişisel gelişimlerini temin noktasında şu uyarıları içermektedir:

Yüce Rabbimiz, aynı evin içinde yaşayan insanların, birbirlerinin mahremiyetine saygılı davranmalarının gerekliliği üzerinde de durmuş ve şöyle buyurmuştur:

“Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Ailede ve toplumda iffeti ve mahremiyeti yerle bir eden bir başka yanlışlık ailenin sırlarını ifşa etmektir. Hz. Peygamber (sav), aileyi ve toplumu derinden yaralayan bu çirkin davranışın acı faturasını şu şekilde teyit etmiştir:

"Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, karı-koca arasındaki emanettir. Karı ile koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, hanımının sırlarını erkeğin etrafa yayması o gün en büyük ihanettir." (Müslim, Nikâh 123–124.)

Bu konuda günümüzde televizyon ekranları, sosyal medya, sanal âlemler ve çeşitli mekânlar çok kötü bir sınav vermektedir. Kişinin aile içerisinde konuşmaya hayâ edeceği birçok mesele, sır olarak kalması icap eden birçok husus milyonlarca insanın gözü önünde hiçbir çekinme alameti görülmeden paylaşılabilmektedir. Bunların zararlı tesirlerinden korunmak için kendimizi, aile fertlerimizi ve toplumumuzu bu hususta bilinçli bir hale getirmek için var gücümüzle çalışmalıyız.

Aile ve toplumun iffet ve mahremiyet konusunda İslam’ın arzuladığı tavrı elde etmesinde kilit kavramlardan biri tesettürdür. Tesettürü doğuran ilke iffet ve mahremiyet bilincidir. Nur Suresi’nin 30 ve 31. âyet-i kerimelerinde bu hususa şöyle değinilmiştir:  

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler, ırzlarını korusunlar. Çünkü bu daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.” “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boyun, kulak, baş, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp göstermesinler... ”

Ailede iffet ve mahremiyet bilinci canlı tutmak için kız olsun erkek olsun çocuklara mahremiyet eğitimi verirken, sadece nasihat etmek yeterli değildir. Bu konularda onlara örnek olmak zorunluluk arzz eden bir husustur. Evde iffet ve mahremiyet şuuruna uymayan söz ve davranışlardan mutlaka uzak durulmalıdır. 

Aile ve toplum açısından iffet ve mahremiyetin önemini dile getiren şu hadis-i şerif ile sözlerimi bitirmek istiyorum:

“Siz bana altı şeyi garanti edin, ben de size cennete girmeyi garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Va'dettiğiniz zaman va'dinizi yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde emanete riâyet edin. Allah'ın yasakladığı günahlardan uzak durmak suretiyle iffetinizi koruyun. Harama bakmaktan sakının. Ve elinizi haramlara dokunmaktan koruyun.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.V, s.323/21695.)

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?