Bir İstanbul Masalı

Rabia VİLDAN
Rabia VİLDAN
Bir İstanbul Masalı
17-03-2025

   Bir varmış hiç yokmuş. Biz “bir varmış bir yokmuş”lu masalları biliyorduk şimdiye kadar. Bu masal ise varmış gibi olanların masalı. Vardır böyle masalar. Başrolde siz olursunuz. İnsanlar vardır masalınızda. Bir varmış hiç yokmuş aslında. Siz onları hayatınızın merkezine koyarsınız. Onların ise sizden haberi dahi olmaz.

   Bir masal okudum ben. Yüzü İstanbul olmuş mutsuz sonlu hatta mutsuz sonsuz bir masal. Başrolün kendi kendine yanıp kül olduğu, küllerinden yeniden doğduğu fakat yanmaktan  korkmadan tekrar tekrar yandığı kül olup küllerinden yeniden doğduğu bir masal. Kadın yanmaktan korkmuyordu. Çünkü o yangınlar bile onu hatırlatıyordu. İstanbul’a meftundu kadın. İki ihtişamlı kuleye görmüştü aşklarını. Çok yalnızdı Kız Kulesi. Koca bir şehrin ortasında tek başına. Her şeye tepeden bakan kibirli, mağrur Galata’ya meftundu. Birbirlerine çok yakışan ama vuslat imkansız iki aşık. Sevdiğini İstanbul’a benzetmişti kadın. Dünyadan uzak, deryaya yakın. Kalabalık, alabildiğine kalabalık. Sokakta karşılaştığın biriyle bir daha tesadüf edemeyeceğin kadar kalabalık… Olumsuzluklara rağmen tüm güzelliğiyle İstanbul’a benziyordu. O’nun gözleri gibi iki denizi birbirine bağlayan köprüydü köprüleri. Yüzü İstanbul olmuştu masalının, masal kahramanının. Nereye baksa orada görüyordu onu. Sultanahmet’in minarelerinde, Ayasofya’da, Pierre Loti’de, Haliç’te… Sevdiğinin aşkı gemiye benzerdi kadının. Koca okyanusları, denizleri aşıp boğazında dururdu kadının. Özletiyordu kendini adam. Sokaklarında kayboluyordu kadın. Bu iki kuleye layık olmaları tesadüf değil tevafuktu. Her sabah yüz yüze bakıyorlardı ne de olsa. Her gece iyi geceler diliyorlardı sessizce.

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?