Sivas El Sanatlarında Renk Cümbüşü25

Fatma Pekşen
Fatma Pekşen
Sivas El Sanatlarında Renk Cümbüşü25
16-03-2025

Çadırcılık

Yılanlı Çermik, Soğuk Çermik, Sıcak Çermik… Ve dahi başı dumanlı yaylalar, orayı burayı mesken tutmuş çadırlar… Konar-göçer bir neslin evlatları olarak çadıra gönül vermişliğimiz hayli eskicedir.
Sivas gibi çermiği bol bir yerde yaşanır da çadırcılık sanat haline gelmez mi? Paşabahçe gibi mesire yerlerinin eski dönemlerde çadır kurularak kamp haline getirildiği, iki üç ay burada temiz hava alınarak yaşandığı, yaşlılarımızın hatıraları arasındadır. Sivaslı yaşlılarımız paytonların çalıştığı, yatılı misafirliklerin yaşandığı bu mekânların uykusunu öve öve bitiremezler. 
Terzilik, saraçlık, marangozluk gibi mesleklerin de bilinmesi icap eden çadırcılıktan ekmek yemiş Hacı İbrahim Usta, Ali Usta, Kâzım Usta, Şükrü Kayhan ve Tahsin Çadırcı, bu meslekte ilk akla gelen isimlerdir.
Kalın bez, branda, keçe ve kıl dokumalardan yapılabilen çadırlar, çat-mak’tan türemiştir. Kâşgarlı Mahmut’un Dîvânü Lügati’t-Türk adlı eserinde “çatır” olarak geçer.  
Yurt genelinde beşik çadır ve mahruti/konik çadır kullanımı yaygınsa da biz Sivas’a özgü çadırları anmadan geçmeyeceğiz: Tenefli çadır (tam tenefli, yarım tenefli), şemsiye çadır, kumandan çadırı. 
Tam tenefli çadır üst tenef, etek, tozluk ve kuşak denilen dört ana parçadan oluşur. Astarında basma, pazen, ipekli, kadife kumaşların kullanılabildiği, iki kapı ve iki pencerenin bulunduğu çadır süslü olur. Yarım tenefli daha basittir ve içinde süs olmaz.
Şemsiye çadır, şemsiye/tepe ve etekten oluşur. İçinde desen olur, dört penceresi, bir de kapısı bulunur. 
Kumandan çadırı Sivaslı usta Tahsin Çadırcı’nın kendi geliştirdiği bir modeldir. İki kapılı iki pencereli olan bu çadırın içi hayli süslü olur; ayrıca kapı önüne tenteden özel bir güneşlik bölümü yapılır.
Kurulurken kazıklar ve direklerle sabitlenen çermiklerin olmazsa olmaz çadırlarının, birkaç ustanın gayretli çalışmalarıyla bir haftada ancak bitirildiğini söylemek lazım gelir.
Uç iğnesi, baltalı iğne, eğri iğne, el iğnesi ve ilinti iğnesi adı altında beş çeşit iğnenin kullanıldığı, heron, direvüş adlı “biz” benzeri aletlerin lazım olduğu çadırcılık sanatında işkence yuvası adlı bir de özel tahta bulunur. 
Zivane baskısı, nişangâh, zımba, direk bıçkısı, avuç rendesi, ağaç tokmak, marangozlukta kullanılan âletlerin cümlesi diğer gereçlerdendir.   
Ülke genelinde mahruti adı verilen konik çadırların, beşik çadırların yaygınlığına karşın, Sivas’ın bu kendine has çadırcılığının bir takım süslemeleri mevcuttur.
Tam tenefli, şemsiyeli ve kumandan çadırının tepeliğine, kapı, pencere kenarlarına ve tentelerine çadırcı ustaları tarafından “doğrama” adı verilen desenler yapılır. İç kısma ise miçemiç adı verilen motifler yapılır. İçeride kullanılan diğer motiflerin isimleri ise karakuş cırnağı, saksı, elma, armut, köşe ve bitiş adlarını alır.   
*     
Yaylaların kıl çadırları vardır bir de. Yayla kadını bu yazlık mekânının içine bebeğinin beşiğini, yayığının ipini bağlar, kabını kacağını yerleştirir, yorganını döşeğini serer. Kar düşene, çadırlar sökülene kadar yaşayacağı çadırının direkleriyle halleşir. Gün doğumundan gece karanlığına kadar durmaksızın çalışır. Sütle yoğurtla, peynirle yağla meşgul olur hoşmerimlerin, kömbelerin, bazlama kokularının, çocuk ağlamalarının, hayvan seslerinin arasında.
Hayvanlardan kırkılıp, temizlenip paklanıp, eğrilerek ip haline getirilme aşamaları, dokunması, birbirine dikilmesi başlı başına bir yazı konusudur. Yaylaya çıkanlarca merasim denebilecek bir havayla, yardımlaşarak kurulur çadırlar. Ki kıl çadırların adam dışarı çıkartmayan sıcaklarda içeriyi serince tuttuğu bilinir. 

Çadır kurdum düzlere
Diken oldum gözlere
İşte ben gidiyorum
Bura kalsın sizlere 

Kara çadır is mi tutar
Yağlı mavzer pas mı tutar
Ben ölürsem anam ağlar
Elin kızı yas mı tutar 

Dokumacılık

Halı-Kilim-Tülüce

Ev süsleri de diyebiliriz bu sanat dalı için. “Ya okuyasın, ya dokuyasın” demişler eskiler. Sonra da eklemişler, “oturan kadın halı keser” diye. (Kesmek, bitirmek manasında)
İran/sine ya da diğer adıyla açık düğüm adı verilen yöntemle dokunur Sivas halıları. Kurtuluş Savaşı’nın olduğu 1922’li yıllarda, Dârülenas/Sivas Kız Öğrenciler Öksüz Yurdu Halı Atölyesi’nde, Sanatlar Evi’nde (1927-1946), Sivas Yarıaçık Cezaevi’nde (1949-1989), Sivas Özel İdare Halıcılık Okulu’nda (1963-2001), Halk Eğitim Merkezi (1986-…) ve Sivas Belediyesi Halı Atölyesi’nde (1991-…) dokunan halılar, dönemin valileri ve belediye başkanlarınca desteklenmiş, piyasa bulmuştur. 
Çeşitli belde ve köylere de tezgâh kurup halı üretimini teşvik eden Özel İdare’nin dokuttuğu halılarda “Lalezar, İsfahan, Ferhanda, Kırk Sicil, Hayvanlı, Çamurlu, Yılanlı, Kuşlu” adı verilen modeller rağbet görmüştür. 
Halk Eğitim Merkezi’nde, onların idaresindeki kimi köylerde ise “Sivas Yıldızı, Osmanlı Sarayı, Yedi Dağın Çiçeği, İnce Lalezar, Tavus kuşu, Karanfilli Lalezar, Kır Çiçeği, Eski Lalezar, Çeşmi Bülbül” örnekli halılar dokunmakta, alıcılarına yetişmeye çalışmaktadır. 
Sivas Belediyesi’nin 1991 yılında kurduğu atölyede de “Viyana, Tebriz, Altı Sicil, Sabırtaşı, Kafkas deseni, Çamurlu (Elli dokuz sicil)” desenli halılar dokunmaktadır. 
Sivas Gökmedrese kapı süslemelerinden esinlenilerek elde edilen modellerde, beyaz, kiremit bakırı, lacivert, gülkurusu, limonküfü, kırmızı, sarı ve devetüyü renkleri hâkimdir. Toplu ve göbekli halıların az olduğu, kırları andıran serpme çiçeklerin işlendiği halılarda yirmiye yakın renk kullanılır.
 Sarma tezgâhlarda dokunan halılar, taban, kelle halı ve seccade modeli olarak hazırlanır ve alıcılar Sivas halısı edinebilmek için yıllarca beklerler.
İpek halıya yakın kalitede olan Sivas halısından başka, bir de geleneksel halı çeşitleri vardır ilimizde. Divriği, Gemerek, Hafik, Kangal, Yıldızeli, Şarkışla, Koyulhisar, Suşehri, Zara, Gürün, İmranlı gibi ç eşitli ilçe ve köylerde dokunan, tamamen hayvan ürünlerinden oluşan bu halılar şöyle sıralanabilir: 
Makat/sedir halısı, halı yastık, duvar halısı, taban halısı, tülüce, namazlık/seccade, heybe ve çanta.
Duvar kenarına kurulmuş olan sedirleri süsleyen, kimi yörelerde berdi yastık da denilen halı yastıklar, yan halıları, sedir halıları, duvarlara asılmış ince nakışlı duvar halıları, heybeler milletimizin vazgeçemediği eşyalar ve aksesuarlardandır.

Halıyı attım yüke
Yedi kat büke büke
Sevmişim inkâr etmem
Etseler tike tike, manisinde anlatıldığı gibi, onca emekle dokuduğu ve çeyizlik için sakladığı halıyı zaman zaman çıkarıp havalandırır da.

    RENKLERİN TEBESSÜMÜ
         -HALI-

Bu nadide tabloyu, tuttum karşıma koydum,
Saatlerce seyrettim ne bıktım ne de doydum,
Maziden, ta derinden bu güne selam duydum...

Bu halıya sığmıştı güzelliklerin tümü,
Ne efsunlu, ne hoştu renklerin tebessümü.

Estetik zirvedeymiş toprağımın dününde,
Güzelliği okşadım ipliğinde, yününde,
Dilim tutuluverdi bu sanatın önünde.

Bence sanat; hünerle güzeli örme işi,
Bir desen, bir motifte bir bahar görme işi...

Düşündüm tatlı tatlı halıdaki öyküyü,
Kim bilir hangi elde, hangi koyunun tüyü,
Bir güzel gözlü kızın elinde büyü büyü...

Bir kız gider sevdası omzundaki güğümde,
Hasret dolu bir aşkın sırrı var her düğümde...

Menekşe mütevazı, şu lale çok havalı,
Hayal dünyam sınırsız, dağlı, bağlı, ovalı,
Ödünç aldım çobandan, çaldım durdum kavalı...

Döktü kaval içini, hoş bir hayale daldım,
Saadet denizinde dalgalanan sandaldım.

Geziverdim dün gibi mazimi adım adım,
Yumuşacık yününü, sevdim, öptüm, kokladım,
Uçacakmış gibiydi yüreğimi yokladım.
 
Babamın, saçlarımı okşayışını andım,
O en eski evimde yine çocuğum sandım...

Selamlaştım, sarıldım, sarısıyla, alıyla,
Sohbete dalıverdim, canlı gibi halıyla, 
Bir bahçeyi yaşadım, çiçeğiyle, dalıyla. 

Bu esrarlı halıyla havalandım bir ara,
Uçtum meçhul beldede, gizli mutluluklara...

                    Ahmet Mahir PEKŞEN    
Dokuma sanatlarımız içinde mühim bir yeri olan kilimcilik de vazgeçilmezler arasında yer almaktadır. Eski sanatlarımızdan olan kilim örücülüğü de gene kadınların parmaklarıyla şekil bulan güzellikler manzumesidir. 
Koyunlar kırkılırken en güzel yerleri seçilerek kilim için ayrılır. Yıkanıp temizlenip, kurutulduktan sonra yün çubuğuyla çırpılarak kabartılır, oklavalar yardımıyla burularak eğrilmeye hazırlanır. İmece usulü ile kök boyalarla, kırmızı, mor, sarı, beyaz ağırlıklı olmak üzere çeşitli renklerde boyanan kilimler hayli emek isteyen bir süreçten geçer. İğ ya da kirman adı verilen araçla eğrilerek kelepler haline getirilen ipler dokunmaya hazırdır.   
DEVAMI YARIN

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?