SÜPÜRGESİ YONCADAN 2024

Fatma Pekşen
Fatma Pekşen
SÜPÜRGESİ YONCADAN 2024
19-02-2025

Süpürge kelimesi süpürmek fiilinden mi doğmuştur, temizlik ihtiyacı mı süpürme işlemini vücuda getirmiştir bilinmez. Lâkin temizliğin imandan geldiğine inanan ülke halkının ekserisi gibi Divriğili de temizliğe önem verir. 
İşte bu yüzden ev içi ve ev dışı temizliğe riayet edilir ve buna göre her işin, her bölümün süpürgesi ayrı olurdu.
Ev temizliğinde misil süpürgesi kullanılırdı. Bu süpürgeler hazır getirilip satılırdı. Kullanılmadan önce, dalları dağılmasın diye mevcut dikişlerin dört beş parmak altından, bir sıra daha dikiş geçilirdi.
Ayrıca bostancılar, bostanın etrafına süpürge tohumlarından atarlar, zamanı gelip yetiştiğinde de toplayıp temizleyip, deste yaparak süpürge bağlarlardı. Hem kendileri kullanırdı, hem de ihtiyaçlılara satarlardı. Elinden iş gelen maharetli kimi kadınlar da süpürge bağlamayı becerirler, “öyle bir kadın ki, süpürge bağlamayı bile beceriyor” övgüsüne mazhar olurlardı. Küçük, desteye gelmeyenler de kül süpürgesi olarak bağlanırdı. Ekmek pişirilirken is bağlayan sacın üstü bu küçük desteyle arada bir temizlenirdi.    
Bir de çalgı ya da çalı süpürgesi denilen, yumuşak eğimli, kuşburnu, şirini, çay söğüdü, yavşan, karamuk gibi çalıcıklardan bağlanan süpürgeler bulunurdu. Bunlarla bahçe, ahır gibi yerler süpürülürdü daha çok. Dağlardan toplanan bu bitkilerin sürgünleri, sap kısmı yaşken kesilerek, birkaç yerinden boğulur ve deste halinde bağlanırdı. Çarşıya bahar aylarında çokça getirilen bu süpürgelerin her zaman alıcısı bulunurdu.
Bu çalgıların en önemli işlerinden birisi de gazel süpürme idi. Bir evde birkaç tane bulunabilen bu süpürgelerin tazesi ile bahçelerin gazeli temizlenirdi. Genç kız ve gelinlerin, bahar başında, otlar yeşermeden neşe içinde süpürdükleri gazeller, bahçenin uygun köşelerinde yakılırdı. Eskiyip dalları kırılmış olan süpürgeler toprağın bağrını yırtacağı, toprağı sökeceği için tercih edilmezdi. Elbette yıpranmış olanın da işlevi vardı: Ahır süpürmek.
Bir de evcimen kadınların bahçenin uygun köşelerine attıkları tohumlardan, -ya da kendiliğinden- yetişen otlardan bağladıkları, sarımsı renkteki ot süpürgeleri olurdu. Bununla avluyu ayazı, kapı önünü süpürürlerdi. Çok dayanıklı olmayan, tez yıpranan süpürgelerdi bunlar.    
Divriği damlarının otları bahar yağmurlardan boy atardı. Ayazın ve damların otlu olması ayıp sayıldığı için bu otları zaman zaman yok etmek lazım gelirdi. Avludaki kaldırım taşlarının arasından biten bu otlar hem görüntüyü kötü gösterirdi, hem de rahat süpürmeyi engellerdi. Kadınlar avlu otlarını söküp atsalar da damların otlarının toplar desteleyip bağlarlar, onunla ocak önü süpürürlerdi.
Kapı önü, komşunun hizasına kadar temizlenirdi. Arklardan alınan su ile sulanıp süpürülen bu bölgeler her daim temiz olmak zorundaydı. Özellikle de evin yetişkin kızı varsa…
Bir kıza dünür geldiği zaman, erkek tarafı eşiğinden beşiğine dikkat kesilirdi. “Bir evin temizliği, yüznumarasıyla ocak başından belli olur” denilirdi. Zaten içeriye de dışarıya da azami özen gösterilirdi. Sokak kapısının dışında bile diken, yabani otlar yetişmesine izin verilmezdi. Dökülen sıvalar yeniden çamur ıslatılarak tamir edilir, yarı beline kadar silinirdi.         
İraf süpürgesi ile eski dönemlerin vitrini sayılabilecek enli tahta rafların da zaman zaman tozunun alınması icap ederdi. Bu iş için küçücük süpürgeler bağlanırdı ve bunlar başka yerde kullanılmazdı.
Eskiden evlerde su akmazdı. Belli başlı konakların bahçelerinde, sokaklarda bulunan çeşmelerden su taşınırdı. Kimi evlerde bulunan kuyulara ise Uluark’tan, diğer adıyla İmambeğ’in suyundan doldurulurdu. Ta Uluark’tan başlanarak, bütün arklar temizce süpürülür, köşebaşlarına mahallenin gençleri nöbetçi bırakılarak, kuyular doldurulurdu.
Bahar aylarında evin ihtiyacı için dikilen maydanoz ve reyhan maşaralarının sulanması da süpürge aracığıyla yapılırdı. Direkt olarak su değerse kökünden çıkacağı endişesi yüzündendi bu hareket. 
Meşhur kurukaymak da süpürge üstünde kurutulurdu. Bala kadayıfa muhteşem bir tad katan kaymak, temizce muhafaza edilen bu işe özel süpürge üstünde sertleşene kadar kalırdı.
İşi biten süpürgeler temizce yıkanır düz bir yerde kurutularak yerine konurdu. Rastgele atılırsa yahut da yaşken bir duvara dayanırsa, uçları bir tarafa doğru çarpılırdı. 
Odanın süpürgesi ile mutfak süpürülmezdi. Odalarınkinin işi bittikten sonra, dallarının ucu çarpılmasın diye düz bir yerde tutulurdu. Misil süpürgelerinin eskisi de avlu ayaz süpürmede, tuvalet süpürmede lazım olurdu.
Misil (mısır) süpürgesi saksı adı verilen faraş ile yan yana, evde uygun bir kapı ardında hazır tutulurdu. Ola ki yere bir şey dökülür, bardak kırılır vs. 
Odunluğunki, ahırınki kürekle birlikte kendi işlemlerinde kullanılmak üzere hazır tutulurdu.
Kız çocuklarının işe alışmaları için önceleri avlu süpürtülürdü. Çıraklığa giren erkek çocuklara da dükkân süpürtülürdü. Ayağı alıştıktan sonra diğer işlere sıra gelirdi. Zibilin içine bakmasını, içine karışacak olan değerli bir şey olabileceğini tembih ederdi büyükler. Böylelikle dikkatleri de ölçülmüş olurdu.
Yağmur yağmadığı, yerin göğün kavrulduğu sıcaklarda, çocukların yaptığı eğlencenin ana malzemesi de süpürgedir. Kemçik gelin, çömçe gelin, çandır baba, godu godu gibi adlarla anılan bu eğlencede süpürgeye elbise giydirilir. Bir sırığın üstünde onu taşıyan çocuk öne düşer, diğerleri de arkada onu takip eder. “Yağ yağ yağmur, teknede hamur, ver Allah’ım ver, bir sulu yağmur” nidalarıyla mahalle baştan aşağıya turlanır. Yağ, kıyma, bulgur toplanır. Kapıya gelen çocuklar ıslatılır. Çocuklar başı boş, gönlü hoş bir hanım tarafından pişirilen bulgur pilavını yerken, yağmur yağmaya başlar.    
Süpürge ile ilgili çeşitli inanışlar mevcuttu. Meselâ misafir gittikten, cenaze çıktıktan sonra ev süpürülmesi iyi sayılmazdı. Gece, Cuma günü öğlen ile salâ arasında, bayramda, arefe günü ikindiden sonra da ev süpürülmezdi.     
Süpürge çöpü ile diş kurcalanırsa fakirlik olacağına inanılırdı. 
Loğusa kadına, doğumdan on-on beş gün sonra ev süpürtülürdü. Ki organları yerine yerleşsin; sırtı terleyip sütü gelsin. Gene çocuğu olmayan gelini, süpürge üstüne oturturlar kimi yörelerde. Ki süpürge telleri sayısınca çocuğu olsun.   
İlkbaharda sıçancık gününde evin tozları bir eski küp kırığına doldurularak, evin gamının kasavetinin de gideceği inancıyla dışarı atılırdı. Gene kimi yerlerde Hıdırellez’de ev süpürenin, un eleyenin, bulaşık-çamaşır yıkayanın evinde haşerat kaynayacağına inanılır.
Gene ava çıkan erkeğin arkasından süpürge fırlatan eşi, avın bereketli olmasını istemektedir bu davranışıyla.   
Seferberlik dönemlerinde, ekenin biçenin kalmadığı zamanlarda, halkın bir kısmının süpürge tohumunu öğütüp ekmek pişirdikleri söylenirdi. 
Çıt çıt süpürge, dere kenarlarından toplanarak bağlanan bir türdür. Bir de kaz ya da hindinin çok olduğu yerlerde, bu hayvanların teleğinden süpürge yapılır ki yumuşak olur.  
Sivas kırsalında çıtlık bitkisi, kuşkuş, madımak ve yazımıza adını veren yonca gibi otlardan da süpürge bağlanır. Madımak süpürgesi için ekin içinde boy atan madımaklar kullanılır. Ekin zamanı topraktan çekilerek deste yapılan, yaşken bağlanıp kurumaya bırakılan madımak süpürgesi, tohumları döküldükten sonra düzgünce dam direklerinin arasına sokulur. Ev içi süpürmelerde, ıslatılarak kullanılır.
Çoraklık adı verilen bölgeden, ırmak kenarlarından toplanan karamuk, yılgın gibi çalı türleri de süpürgede kullanılır. Temizlenip hazırlanan dallar, önce kısa telle bağlanır. Sonra da ortasına sap konulup etrafına hazırlanmış olan küçük desteler sarılarak, büyük telle sıkıca bağlanır. Ahır, avlu, harman gibi yerler bu sert süpürge ile temizlenir. 
      Süpürme işi tasavvufta nefsi dizginleme olarak görülürdü. Meselâ ÇARUPKEŞ diye Farsça bir kelime bulunur. Çârûb, süpürge demektir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) türbesini süpüren kimse için kullanılır. Tasavvufta da, tarikat şeyhleri için terim olmuştur. Şeyhler, müridlerinin kalbinde, Allah'a ulaşmayı engelleyecek yetmiş bin perdeli maniayı süpürdükleri için "süpürgeci" unvanıyla anılırlar. 
Mevlevilerdeki manevi terbiye süresinde, bulaşıkçılık, çamaşırcılık, ayakçılık gibi süpürgecilik de bir nefis terbiyesi usulü idi.
Kâbe ve Ravza-ı Mutahhara hademesi ve süpürücüsünün sıfat ve hizmetine feraşetçi denirdi. 
Senede iki kere, ramazan girmeden ve kurban bayramından on beş gün kadar önce temizlenen Kâbe’de, başta Mekke valisi olmak üzere, -Osmanlı döneminde İstanbul’dan giden Surre emini de dâhil- ileri gelenler, bu kutsal mekânın dört yanında namaz kıldıktan sonra, ellerindeki hurma dalından süpürge ile kutsal mekânı süpürerek töreni başlatırlar. Zemzem, gülyağı, çeşitli mis kokulu yağlarla duvarlar silinir.      
Ravza-i Mutahhara’nın temizliği esnasında oluşan tozlar atılmaz. Kâbe yıkanan su atılmaz. Teberrük (uğur, bereket) gayesiyle kovalara, oradan da şişelere konularak saklanır.

DEVAMI YARIN

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?